BİLİRİM ASLINDA

 

 Bilmem ki ne yapsam, dar gündeyim… Ya Hu aslında anlamlaştıramadığım bir gündeyim. Gün neden dar olsun ben dardayım aklım darda bedene sığdırmaya çalışıyorum olmuyor. Dışına taşırıyorum dökülüyor çünkü onu beden dışı muhafaza edemiyorum nasıl edeyim kayıtsız gelişmiş akıl sahipsiz sermaye gibidir yani değeri anlaşılmayan baba malına benzer kaybetmeden kıymetini anlayamazsın kaybedince de onunla ancak fırsat buldukça öğünürüz.

            İşte böyle bir gün ellerimi ovmaktan bir hal oldum ama bir çıkış kapısı bulamadım Terapatik olan ve henüz daha ondan etkin olanının söylenmediği kelime dilimde dolanıp duruyor. Allah Kerim.

             Darda gönül. Candan bir  parçanın yandığı zaman. herşeyin dilde olduğu ancak dilin kudretini kaybedip işlevsiz kaldığı, sadece gözlerin bütün ruhi meramı iki damla yaş ile anlattığı anlardan biri dardayım.

            Bazıların sukutu hal dediği benin suskunluğun bezginliği dediğim sakin görünüş olarak algılanan ama aslında yüreğin volkanlaştığı ama inancın adeta bir oksijen çadırı gibi sarmaladığı ruh halinin sonsuz kudrete yaslanmışlığın verdiği eminlik ve teslimiyet şuuru.

Daha nice hal ile nice durumu gerçek ya da tasavvur halinde yazar ya da söyleyebiliriz.

             Ancak bazı zamanlar vardır ki yazı siz olursunuz yüreğiniz akar satırlara. Haller size hal olur. Diyar gamlık dünyasının gönül eri olarak farkındalık yaşantısını sürdüren, girmediği düşlerin sıkıntısını yüreğinde yumru gören yeryüzünü kucaklayacak kadar halin getirdiği cesaret erbabı.

                Aslında hemen herkesin olmak istediği er hali. Bilirim çoğu kez sohbet aracımızdır bizim. Ya TV ekranında görmüşüzdür adı sokak çocuğu. Yâda bir dost anı anlatırken alınmışız ve melek yanımız devreye girmiştir. Veya bir gün yerde yatan bir cesedin ününden konuşurken ayağındaki yırtık ayakkabı takılır gözünüze, bir anlık akıl gider yokluk ile yoksulluk çizgisinin varlık köprüsündeki kuşağın ilmeğine. Yürek bu, kaya değil ya yardım kavramı koşuşturmaya başlar zihnin kâh daracık kâh olabildiğine geniş yollarında. Biraz ötelenince zaman veya mesafe el cebe gitmekte akıl süreci kadar hızlı olmaz. Bir süre ver ile verme arasında gidip gelir neden sonra çevre dostlar ve birikmiş akıl kapısından çıkan durum yön bulur son karar çıkar. Ben çalışıyorum. Onlarda çalışsın. Yok, öyle yağma…

               Ne kadar güzel. Çalışabiliyoruz bir işimiz var. Sağlıklıyız akli ve bedeni imkânlarımız var… Sahip olduklarımıza kazanarak alın terimizi silerek ulaştık. Hepsi tamamda pekiyi ya beden Onu nasıl buldunuz bedeni varlığınız için sizin katkınız ne.

               Şu çok öğündüğümüz aklımız. Varlığı ile mutluluk duygusunu hissiyat noktasında bizde olmasını sağlayan akıl. Onun ile çevremizde olup biten her şeyi kontrol ederiz ya. Bedene döndüğümüzde hücreleri ne kadar kontrol edebiliyoruz. Mesela nefes almak istemesek almayız peki bir tek hücrenin dahi çalışmasını etki nasıl ederiz onların çalışması bizim iradi kudretimize bağlı.

                Ruhi güzelliklerin bedeni tezahürünü gösteriminde olan çabamız, bizim akli zemindeki huzurumuzun adıdır. Bunu anlama ve algılama zamanın bizdeki izdüşümlerinin doğru okunması ve yorumlanması ile alakalıdır. Varlık ve yokluk da öyle değil mi?

 

YAZAR:

Cemal TUZCU

17/03/2009

 

Yayınlayan: Metin Tuzcu