Anlıyormusunuz?

İçimdeki serseriliği kapatırken dışımdaki dünyada karşılaştığım insanlarda, o yapmak isteyip toplumsallık uğruğuna yapamadıklarımı, yine toplumsallık adına mantıklı gerekceler üreterek, aşağılama durumum, beni bir taraftan bulunduğum konum itibariyle iyi gösterirken, diğer taraftan o yaftayla baktığım insanlar tarafından uzaklaştırılıyorum ve yapmam gereken gerçek davranışları yapmamam hem zaman zaman beni rahatsız etmeye başlıyor hem de toplumsallığımın bir gereği olan örnek olma ve öğretme yükümlülüğünden alıkoymakta.

O Oysa toplum bana öğretmen ünvanını öğretme ve örnek olma ölçülülüğünün gereği olarak vermiş, kanunlar ise mahşeri vicdan ölçülerinde yürütme gereğini yüklemiş, ben ise benlik sebeplerini aşmayı beceremediğim için kendim merkezli düşünme alışkanlığı olan çağım hastalığının esiri olarak, kendimden mesleğimi icrayı doğru kabul ederek icraya devam ediyorum.

Zaman arasında gelen uyarıları ise kör bakışın getirdiği aşırı güvenden dolayı dikkate bile almıyorum.Sahi doğru hangisi? Yada şöyle mi sormalı; Hadiseler karşısında hangi akılla davranmalı? Yada sağlıklı davranışı getirecek sağlıklı akıl nasıl edinilir?Bunun bir sınırı varmı?…Soruları çoğaltabiliriz.Soru önemli, hele doğru zamanda doğru soruyu sormak kadar ona doğru cevabı hazırlamak veya almakda önemlidir. Peki bu nasıl olacak.İşte bizim asıl derdimiz bu mu? Ne dersiniz.

Ya hu bendenizin asıl derdi ;bu anlattıklarım mıyım yoksa gördüklerim miyim?Oysa insan düşüncesini yaşar. Eh o zamanda bir gariplik yok mu? Ne dersiniz.?

Düşündükce karşı taraf adına üzülüyorum,çünki öteki olmanın verdiği yoksunluktan doğan ama çoğu zaman yapanın da rahatsız olduğu davranışlar karşısın da aklıselimin gereği bir çıkış kapısı aralamak ve ötekini aklıevvel olmaktan alıkoymak olmalı.

Yetkinliğin getirdiği tecrübi davranışlar sizde hakim durumda ise zaten öyle istenen ve dinlenen oluyorsunuz.Buda sizin öteki yada beriki anlamında değil insan olgusunu kavramın ötesinde, içi sevgi ile doldurulmuş ruh halinin göstergesi konumuna getiriyor ki o noktadan itibaren siz itibar edilensiniz.

Sermayeniz sevgi olunca; dağıttıkca bütün kapılar açılmakta ve her simada kendinizi görmekte,bedene yansıyan aklın sağlığı kalpte yuvalandıkca dilden gönüllere dökülen ırmağa dönüşür,aklın sınır çizemediği dünya yüreğinize,oradan da bütün bedene serpilir.İşte o zaman “anlatan ve anlayan olursunuz”ne dersiniz..

Cemal TUZCU
22/03/2007

Etiketler:

Yayınlayan: Cemal Tuzcu

Anamın tam tabiriyle Karadeniz’in kendine münhasır dere kenarına kurulmuş, yılın üçte ikisini güneş ve yağmur ile tamamlayan, meçhule namzet köyünde, mısırlar ekilmiş, kar yağıyorken ve yaylaya gidildiği günlerin ayında, gamsızlık diyarının yiğit yürekli pak endamlı ebemin yardımı ve ilahi kudretin izni ile, yapım tarihini babamın bile bilmediği iki odalı evin uzun holünün doğu sonunda dünyaya gelmişim. İlkokulu bedeni ve akli tezahürümün teşekkül ettiği köyümün yamacını tırmanarak, ortaokulu ve liseyi adını mısırdan alan ağadarı bükünde okudum. 1984 yılı itibariyle Güzel ülkemin dünyanın gözünü kamaştıran ehiller diyarı şehri İstanbul’a gittim. Birçok değişik işlerde çalıştım. Daha sonra sağlık bakanlığının açtığı bir imtihana müteakip okula başladım Bitirdiğim yıl Giresun’a atandım . Bir süre çalıştıktan sonra yine girdiğim bir sınava müteakip okula başladım. Bitirdiğim yıl Giresun’a atandım. Halen devam etmekteyim.